Eğitim Öğretim İle İlgili Belgeler > Kitap Özetleri > Roman Özetleri

YAYLA ÖZET KİTAP ÖZETİ ROMAN ÖZETİ

 

Yazarı: Fakir BAYKURT

 

Çakır Hasan,karısı,gelini ve torunuyla beraber Ballıdere köyünde yaşamaktadır. Yaz geldiği zaman hepsini alıp Morsay yaylasına çıkmaktadır. Köylülerden bir çoğu artık eskisi gibi yaylaya çıkmaz;ama Çakır Hasan Morsay’a gitmeye devam eder. Karısı Kamer Ana,gelini Zeke,torunları Gülcan,Ağlar Kamil ve Şevket yaylaya çıkmaktan memnundur. Yayla oldukça yüksek bir yerde,ormanın içinde bir yerde,ormanın içinde bir yerdir. Çok farklı otlar bulunmaktadır. Çakır Hasan bu otları bulup çay yapmakta ve hep beraber içmektedirler.

 

Morsay Yaylasında Çakır Hasan’ın çadırının yanında bir arkeoloji kazısı yapılmaktadır. Kazının başkanı Profesör Asım Al’dır. Daha sonra Doçent Ali Şirin ve Asistan Cemal gelmektedir. Kazı için ayrıca arkeoloji öğrencileri ve köyden işçiler getirilmiştir. Öğrencilerden en aktif olanları;Serpil,Güler,Atlan,Mehmet Ali’dir.

 

Kazı ilk başladığında profesör yoktur. Kazıya Doçent Ali Şirin başkanlık eder. Hoca bir hafta sonra gelir. Karısı Hesna’dan boşandığı için,gelirken çok mutludur. Dağdibine kadar gelip orada Kahveci Mustafa’nın yanına uğrar. Onun çayını çok beğenmektedir.

 

 

Hocabey kazı yerine geldiğinde Çakır Hasan buna çok sevinir. Çünkü onu önceden tanımaktadır. Hoca kazı yerine öğrencilerden önce,kontrol için gelip gitmiştir.

 

Hocabey kazı yerine gelir gelmez kendi çadırına bakar. Çadırı Çakır Hasan güzel bir şekilde döşemiştir. Daha sonra tuvaleti sorar. Kendi kullandığı tuvaletin öğrenciler ve işçiler tarafından kullanılmamasını ister.

 

Kazı çalışmaları bir yandan devam ederken Hocabey günlerini şezlonguna uzanıp güneşlenmekle geçirmektedir.

 

Morsay’ın gündüzü kadar gecesi de güzeldir. Gece yıldızlar yağmur gibi Morsay’ın üstüne yağmaktadır.

 

Çakır Hasan Hocabey’i çok sevmektedir. Zaten onun bilim adamlarına karşı ayrı bir sevgisi vardır. Onun için bir gün kuzu kestirip bir ziyafet vermiştir. Ziyafette sadece hocayı çağırmamış diğer öğrencileri de çağırmıştır. Ayrıca kazıdaki işçilere de yemekten göndermiştir.

 

Hocabey’in günleri hep aynı şekilde geçmektedir. Bu arada Hocabey oradaki öğrencilerden Serpil’i gözüne kestirmiştir. Serpil,çok güzel bir kız olduğu için onu çok beğenmektedir. Kazıdan sonra evlenme teklifinde bulunmayı düşünür.

 

Çakır’ın hocaya davet verdiği gün Gülcan kardeşi Şevket’le köycülük getirmeye gitmiştir. Köyden dönerken yağmura yakınırlar. Gülcan hiç dinlenmeden yemek hazırlıklarına girişir. Yemekler yendikten sonra Hocabey Çakır Hasan ve Kamil Ağa’yı Mustafa’nın kahvesine çay içmeye davet eder. Yarın gitmek üzere sözleşirler. O gece Kamer Ana uyandığında Gülcan’ın sayıkladığını fark eder. Ona dokunduğunda kızın ateşler içinde yanmakta olduğunu görür. Hemen Çakır Hasan ve gelinini uyandırır. Çadırlarında ilaç namına hiçbir şey yoktur. Ne yapacaklarını bilemezler.

 

Kamer Ana bir bez ıslatarak kızın alnına koyar. Zeke geline de hemen şifalı çay yapmasını söyler. Çakır Hasan da bu olay karşısında şaşırıp kalmıştır. Gülcan’ın sorunu yalnız ateş değildir. Kız, aynı zamanda tuvalete de çıkamamaktadır. Kamer Ana ne kadar uğraşsa da Gülcan’ın tuvaletini yaptıramaz. Kıza hemen çay içirip baharatlarla yapılan bal karışımını yedirir;ama Gülcan’da herhangi bir değişiklik olmaz. Sabaha kadar onun başında beklerler. Aynı gün de Çakır Hasan Hocabey’e Dağdibine ineceklerine söz vermiştir. Utancından gelemeyeceğini söyleyemez.

 

Sadece gelemeyeceğini değil Gülcan’ın hasta olduğunu bile söylemez. Hocabey Çakır Hasan’ı çağırtır. Aren’den Kamil Ağa da geldikten sonra Şoför Nuri ile beraber yola çıkarlar. Çakır Hasan oldukça dalgındır. Kamil Ağa da onun bu dalgınlığıyla alay eder. “Ne o,Kamer Ana’yı mı özledin?”der. Çakır Hasan suskunluğunu bozmaz. Yolda birkaç kez durup su içerler. Bu arada Kamil Ağa da her zamanki gibi keklik avlamaya devam eder. Dağdibine vardıklarında doğrudan Mustafa’nın kahvesine giderler. Hocabey Mustafa’ya “Çayını çok beğendik,tekrar içmeye geldik” der ve hemen çay demlemeye koyulur. Kamil Ağa da yolda vurduğu kekleri Mustafa’ya verir.

 

Çaylarını içtikten sonra Mustafa misafirleri için eve yemek hazırlatmaya giderken Hocabey de onunla gider. Çünkü Hocabey’in arabası Mustafa’nın evinin avlusundadır. Hocabey arabasının her yerine iyice bakar. Herhangi bir sorun olmadığını görünce iyice rahatlayarak Mustafa’yla beraber kahveye döner. Bir süre bekledikten sonra yemekleri Musatafa’nın karısı Güssün getirir. Hep beraber yemekleri yerler. Mustafa onları bağına ve bostanına götürmeye ikna eder. Kamil Ağa,Çakır Hasan,Hocabey ve Mustafa yola çıkar. Mustafa “Benim bağım bostanım gibi hiçbir yerde yok” diye sürekli övüyor. Bostana geldiklerinde Mustafa yetiştirdiği her şeyden onlara ikram eder. Kavun,elma,salatalık,domates,patates,soğan ne var ne yoksa her şeyden arabaya yükler.

 

Bostanda aynı zamanda Mustafa’nın oğlu ve gelini de vardır. Onlar da sebze ve meyvelerin toplanıp arabaya konmasına yardımcı olur. Kamil Ağa Mustafa’nın sürekli övünmemesinden rahatsız olur. “Malını sen övme,biraz da biz övelim der” Bostandan sonra doğruca bağa giderler. Hocabey Eti’lerin de bağcılık konusunda iyi olduğunu söyler.

 

Mustafa bu işe bozulur. Benim bağım hakkında bir şey demiyorsunuz da Eti’lerden bahsediyorsunuz diye söylenir. Hocabey, senin bağını daha görmedik, gördükten sonra konuşuruz diyerek Mustafa’nın gönlünü almaya çalışır. Bağa geldikten sonra Mustafa’nın övünmekte haklı olduğunu anlarlar. Bağda aykırı bir ot bile yoktur.

 

Mustafa her gün bir saat bağa gelip burayla ilgilenmektedir. Mustafa,çeşitli üzümlerin adlarını sayarak onlara tanıtır. Bir taraftan da götürmeleri için onlara sepet hazırlar. Bütün bunlar olurken Çakır Hasan’ın aklı yine Gülcan’dadır. Acaba iyileşti mi, yoksa hala kötü mü?diye düşünür. Kahveye dönerken Çakır Hasan yolda bakkala uğrayarak torunlarına bisküvi alır. Hep birlikte Morsay’a dönmek üzere yola çıkarlar.

 

Onlar Dağdibi’ndeyken kasabadan bir heyet Hocabey’i ziyarete gider. Kamer Ana onlara yemek yapar. Doçent Ali Şirin ile konuşarak geri dönerler. Morsay’a döndüklerinde Çakır asan doğru çadıra gider. Gülcan’ın nasıl olduğuna bakar;ama kız hala ateşler içinde yanmaktadır. Karnına tarhana koymak da iyi gelmemiştir. Serpil ve Güler de kızın başında gelir.

 

Gülcan’ın o halini görürler ve Serpil Hocabey’in yanına giderek durumu anlatır. Hocabey Serpil’e derece vererek kızın ateşini ölçmesini söyler. Serpil derece ile birlikte çadıra döner. Kamer Ana ve Çakır Hasan Serpil’in kızı iyileştireceğini düşünür;ama Serpil sadece kızın ateşini ölçer. Derece ile birlikte Hocabey’in çadırına döner. Kızın ateşinin 39 derece olduğunu söyler. O da Serpil’e ilaç vererek onu tekrar çadıra gönderir. Serpil bir heyecanla ilacı Gülcan’a içirir. Çadırdakiler yine Gülcan’ın iyi olacağını düşünür. Bu arada Çakır Hasan torunu Şevket’i Manastır yıkığına kiremit almaya gönderir. Bunu ısıtıp Gülcan’ın karnına koyacaktır. Serpil dört saatte bir gelip ilacı verir;ama Gülcan’ın durumunda iyileşmenin aksine daha da kötüleşme vardır. Serpil tekrar Hocabey’e gidip dereceyi ister.

 

Gülcan’ın ateşini ölçtüğünde gördüğüne inanamaz. Kızın ateşi 39. 6 derecedir. Hemen Hocabey’e haber verir. Kızın doktora götürülmesini söyler. Hocabey aslında durumun farkındadır. Gülcan’ın hastaneye götürülmesinin tek çaresi jipi vermektir. Bir yanda Gülcan’ı bir yanda jipi düşünür. Arabayı verse bir kızın hayatı kurtulacaktır;ama devletin arabasını da başka işlerde kullanmış olur. Kendi kariyerimi de düşünmek zorundayım.

 

Yarın dekan ya da rektör olabilirim. Sırf bu olay için kendi geleceğimi tehlikeye atamam,jipi vermemeliyim diye düşünür. Çadırdan çıkarak Çakır Hasan’ın yanına gider. Onların çadırında bir ölüm sessizliği vardır. Hocabey’in çadıra gelmesiyle Çakır Hasan umutlanır. Onun arabayı vereceğini düşünür. Onu dinledikten sonra tüm hayalleri yıkılır. Çünkü Hocabey ona kasabaya gidip doktor getirmesini tavsiye eder. Çakar Hasan da bu durum karşısında çaresiz kalarak yola düşer. Önünde tam on saatlik yol vardır. Kamer Ana,giderken yanına yiyecek bir şeyler koyar; ama o bunu hiç aklına getirmez. Kasabaya kısa yoldan ulaşmak ister. Dağların,tepelerin içinden geçerek on saatlik yolu dört saate indirerek kasabaya varır. Hemen doktoru aramaya başlar. Uzun zamandan beri kasabaya inmediği için orasının çok değişmiş olduğunu görür. Biraz uğraştıktan sonra doktorun tabelasını görür. Kapısında bir kamyon vardır. Zile basarak beklemeye koyulur. Pencereden bir kadın çıkar ve Çakır hemen doktoru sorar. Doktor, Savcı Bey’e oturmaya gitmiştir. Kadın,Çakır’a beklemesini,biraz sonra geleceğini söyler. Çakır Hasan da tüfeğini omzundan indirerek doktoru beklemeye başlar.

 

Biraz sonra bir askerle doktor ve karısı gelir. Asker geri döner. Çakır Hasan hemen doktorun yanına koşar. Doktorun karısı ondan ve silahından korkar. Çakır hemen silahını indirir. Doktor ve karısı eve çıkar. Doktor beyaz gömleğini giyerek Çakır’ı çağırır. Çakır Hasan Morsay’da oturduğunu, torunu Gülcan’ın ateşler içinde yandığın anlatır. Bunları (bilgi yelpazesi.net) anlatırken Hocabey’in öğütlerini unutmaz. Doktor on saatlik yola gidemeyeceğini,zaten kendisinin artık burada görevli olmadığını,sabah yola çıkacaklarını söyler. Çakır Hasan ne dese onu ikna edemez. Küçük bir kızın hayatı doktor için önemli değildir. Çakır’a kasabada bir sağlıkçı olduğunu onu bulup götürmesini söyler. Çakır da bunu söylemesinden dolayı ona teşekkür edip çıkar. Sağlıkçı Harun Efendi’yi aramaya başlar.

 

Çakır Hasan Efendi’nin evini bulur; ama karısı evde olmadığını gelince haber vereceğini isterse de giderken Harun Efendi’nin bulunduğu köye uğramasını söyler. Çakır hemen yola düşer. Köyde Salih Efendi’yi bir çadırda bulur. Hasta sahipleri Çakır’ı içeri davet ederek yemek yedirirler. Harun Efendi gelir ve Çakır durumunu anlatır. O da burada iki saatlik işi olduğunu isterse kendisinin gitmesini söyler. “Ben nasıl olsa atla gidiyorum,sana yetişirim” der. Çakır hemen Morsay’ın yoluna düşer. Hiç dinlemeden yürür. Oraya tam varacakken Harun Efendi’yi görür ve birlikte çadıra girerler. Gülcan’ın durumu yine kötüye gitmektedir. Ateşi 39. 9 dereceye kadar yükselmiştir. Harun Efendi Gülcan’a hemen ateş düşürücü bir iğne yapar. Onu tuvalete çıkarmaya çalışır. Çadırdaki erkekleri dışarı çıkartır. Çadırda sadece Kamer Ana,Zeke Gelin ve kendisi kalır. Harun Efendi Gülcan’la uğraşırken çadıra Serpil ve Güler gelir. Onlar da yardım eder. Gülcan az da olsa tuvaletini yapmayı başarır.

 

Harun Efendi kıza tekrar iğne yapar. Kızın durumunu tam olarak anlayamamıştır. Çakır Hasan’ı yanına çağırır. Kızın durumu daha da kötüye giderse hemen hastaneye götürmelerini söyler. Belki ameliyat gerekebilir diye düşünür. Çakır Hasan olan biten karşısında daha da ümitsizliğe düşer. Keşke kasabadan araba getirip de Gülcan’ı hastaneye götürseydim diye düşünür. Gülcan’ın hastalığı üçüncü gününe ulaşır. Serpil ve Güler sürekli çadıra gelip gitmektedir. Kızın ateşini ölçerler. Gülcan’ın ateşi hala 39. 9 derecedir. Serpil,Güler,Altan ve Mehmet Ali hemen hocaya gidip jipi istemeliyiz yoksa kız ölecek diye düşünürler. Altan hemen Hocabey’in yanına gider.

 

Hocabey şezlonguna uzanmış radyo dinlemektedir. “Hocam,kızın durumunu biliyorsunuz,mutlaka hastaneye gitmeli yoksa kız ölecek” der. Hoca da jipi vermeyeceğini uzun uzun anlatır. “Çakır Hasan’a yapması gerekenleri söyledim,başka yapabileceğim bir şey yok” deyince Altan sinirlenerek çadıra geri döner. Serpil ve Güler Altan’ın bakışlarından durumu anlar. Serpil kendisinin gittiği takdirde Hocabey’in arabayı vereceğini düşünür. O da Hocabey’e gider ve Gülcan’ı anlatır. Hocabey Altan’a söylediklerini Serpil’e de tekrarlar. Serpil de sinirlenerek çadıra geri döner.

 

Öğrencilerin aklına şef Hüseyin’in arabası gelir. Serpil,Güler,Atlan ve Mehmet Ali orman yoluna düşerek Şef Hüseyin’in kaldığı kuleye gitmeye çalışırlar. Nazmi de onlara yol göstermektedir. Uzun bir tırmanıştan sonra onları Necip karşılar. Şefi kaldırır ve öğrencileri Şef’in alır. Şef’e durumu anlatırlar. Hüseyin önce durumu olgunlukla karşılar. Buna öğrenciler çok sevinir. Arabayı vereceğini düşünürler. Hüseyin Çakır Hasan’ı hiç sevmediğini onun çıkarcı ve egoist bir insan olduğunu söyler. Serpil de arabayı vermenin Çakır Hasan’la ilgili olmadığını,bir insanın hayatının söz konusu olduğunu anlatır. Bunun üzerine şef,kendi hocalarının arabayı neden vermediğini sorar ve bir süre sessizlik yaşanır. Sessizliğin sonunda bir tartışma çıkar ve öğrenciler eli boş döner.

 

Hepsi Çakır Hasan’ın çadırına döner. Gülcan hala aynıdır. Hastalığının dördüncü günü olmuştur. Öğrenciler toplanır ve bir forum yaparlar. Bu durumda neler yapabileceklerini tartışırlar. Serpil,son bir kez daha hocaya gidip yalvarmak ister. Altan buna karşı çıksa da Serpil dediğini yapar. Hocanın tavrı aynıdır. Serpil arkadaşlarının yanına geri döner. Forum,hararetli tartışmalarla devam eder. Öğrenciler kazıyı durdurmaya karar verir. Güler söz alarak Gülcanla ilgili somut şeylerin yapılması gerektiğini söyler. Amaçlarının kazıyı durdurmak değil de Gülcan’ı kurtarmak olduğunu dile getirir. Bunun üzerine öğrenciler jipi zorla almaya karar verirler. Bu olaylar üzerine Doçent Ali Şirin Hocabey’in tarafını tutar. Doçent Ali Şirin ile Profesör Asım Al’ı aynı çadıra koyarlar. Şoför Nuri’yi de çağırarak jipi çalıştırmasını isterler. Nuri buna zaten hazırdır. Yapılanlara sevinir;ama işinden olmak için,hocanın yanından geçerken yapılanların yanlış olduğunu söyler. Serpil,Çakır Hasan’ın çadırına haber verir. Gülcan,Çakır Hasan,Zeke gelin, Serpil,Altan ve Nuri yola çıkar. Biran önce Gülcan’ı hastaneye yetiştirmeye çalışırlar.

 

Uzun bir yolculuktan sonra şehre giderler. Önlerine çıkan bir taksiciye en yakın hastaneyi sorarlar. Taksici de tarif eder. Hastane kapısında bir asker beklemektedir. Asker buranın askeri bir hastane olduğunu söyleyip onlara başka bir hastaneyi tarif eder. Gittikleri ikini hastane de sigorta hastanesidir. Görevli,onlara sigortalı olmayanın burada bakılamayacağını anlatarak onları devlet hastanesine gönderir. Devlet hastanesi deniz kenarında güzel bir hastanedir. Altan,hemen hastane kapısına koşup hastabakıcıyı uyandırır. O da işlemlerin yapılması gerektiğini anlatır.

 

Para yatırmadan hastaya bakılamayacağını anlatır. Çakır Hasan hemen parayı yatırır. Nöbetçi hemşire ve doktor uyanıp Gülcan’ın yanına gelir. Doktor, Gülcan’a baktıktan sonra hemen operatörü arayıp gelmesi gerektiğini söyler. Operatör de gelene kadar yapılması gerekenleri anlatır. Doktor bir reçete yazar ve ilaçları almaları için onlara verir. Şoför Nuri,Altan ve Çakır Hasan nöbetçi eczane aramaya gider. Zeke gelin ve Serpil hastanenin bahçesinde oturup beklemeye başlar. Daha sonra hastaneye girerler. Serpil doktorun “Yazık oldu,pek de gençti” dediğini duyar. Hemşire ve doktorlar odaya girip çıkar;ama durumdan kimseyi haberdar etmezler. O sırada Altan ilaçları getirir. Hepsi oradadır.

 

Hemşire bunlara gerek olmadığını hastayı kaybettiklerini söyler. Herkes donup kalır. Sonra her biri bir kenara çöker. Altan hastaneye yatırdıkları parayı geri almaya çalışır ve bu konuda başarılı olur. Nuri de ilaçları geri götürür. Hepsi Gülcan’ı da alarak çaresiz olarak Morsay’a geri döner. Araba çadırın yanına sessiz sedasız gelir. Bu gelişten Kamer Ana kötü bir şey olduğunu anlar.

 

Çakır Hasan çadıra girip durumu anlatır. Köye inip ikindi namazından sonra gömelim diye düşünür. Hep beraber köye inerler ve bütün köylü toplanır. Gülcan ikindi namazından sonra toprağa verilir. Çakır Hasan ve ailesi çadıra geri döner. Zeke gelinin çadıra girmesiyle feryad etmesi bir olur. Kamer Ana onu sakinleştirir. Cenazeye katılamayan bazı öğrenciler çadıra gelerek baş sağlığı dileklerini sunar.

 

Hocabey de cenazeden geldikten sonra eşyalarını toplar ve Nuri’yi çağırarak Doçent Ali Şirin’le beraber Dağdibine iner. Orada hemen jandarmaya giderek olan biteni anlatır. Kendi arabasını alarak Ankara’ya doğru yola çıkar. Doçent Ali Şirin bu olaylarda yanında olmasına rağmen onu arabasına almaz. Kendi başının çaresine bakmasını söyler.

 

Jandarma önce Nuri’yi sorguya çeker. Sonra da Morsay’a giderek öğrencileri tutuklar. Kazı durdurulur. Gülcan’ın öldürüldüğünden babasına söz etmezler ve roman Gülcan’ın herkesten gizli babasına yazdığı bir mektubun ortaya çıkmasıyla sona erer.

 

Gülcan bu mektupta kazıdan ve kendisini çok özlediğinden bahseder. Babasına,onları yanına aldırmadığından dolayı kızgındır;ama onun üzülmesini istemediği için fazla sitem etmez. Bütün bunlar romanın sonunu oluşturur.



“ROMAN ÖZETLERİ ” SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN

>>>TIKLAYIN<<<

“KİTAP ÖZETLERİ ”
SAYFASINI GÖRMEK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<<<

“EĞİTİM ÖĞRETİM İLE İLGİLİ BELGELER ” SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN

>>>TIKLAYIN<<<

EKLEMEK İSTEDİKLERİNİZ VARSA AŞAĞIDAKİ "Yorum Yaz" kısmına ekleyebilirsiniz.


Yorumlar

..

9. **Yorum**
->Yorumu: şahane bir site burayı sevdimm 
->Yazan: Buse. Er 

8. **Yorum**
->Yorumu: SIZIN SAYENIZDE YÜKSEK BIR NOT ALDIM SIZE TESSEKÜR EDIYORUM...
->Yazan: sıla

7. **Yorum**
->Yorumu: valla bu site çok süper .Bu siteyi kuran herkimse Allah razi olsun tüm ödevlerimi bu siteden yapiyorum.saolun mugladan sevgiler...:).
->Yazan: kara48500..

6. **Yorum**
->Yorumu: çok güzel bir site. kurucularına çok teşekkür ederim başarılarınızın devamını dilerim.
->Yazan: Tuncay.

5. **Yorum**
->Yorumu: ilk defa böyle bi site buldum gerçekten çok beğendim yapanların eline sağlık. 
->Yazan: efe .

4. **Yorum**
->Yorumu: ya valla çok güzel bisi yapmışınız. Çok yararlı şeyler bunlar çok sagolun 
->Yazan: rabia..

3. **Yorum**
->Yorumu: Çok ii bilgiler var teşekkür ederim. Çok süper... Ya bu siteyi kurandan Allah razı olsun ..... süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr. Çok iyiydi. isime yaradı. Her kimse bu sayfayı kurduğu için teşekkür ederim 
->Yazan: pınar..

2. **Yorum**
->Yorumu: çok güzel site canım ben hep her konuda bu siteyi kullanıyorum özellikle kullanıcı olmak zorunlu değil ve indirmek gerekmiyor
->Yazan: ESRA..

1. **Yorum**
->Yorumu: Burada muhteşem bilgiler var hepsi birbirinden güzel size de tavsiyeederim. 
->Yazan: Hasan Öğüt

>>>YORUM YAZ<<<

Adınız:
Yorumunuz:


Yorumunuzda Silmek istediğiniz kelime veya cümle varsa kelimeyi fare ile seçin
ve
delete tuşuna basın...

 


 E Mail
(Zorunlu Değil):