Eğitim Öğretim İle İlgili Belgeler > Konu Anlatımlı Dersler > Eğitim Bilimleri Dersi İle İlgili Konu Anlatımlar > Gelişim Ve Öğrenme Psikolojisi Dersi İle İlgili Konu Anlatımlar

KİŞİLİK GELİŞİMİ, KİŞİLİK, FREUD, ERİKSON, PSİKOSEKSÜEL GELİŞİM (GELİŞİM PSİKOLOJİSİ, ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ İLE İLGİLİ KONU ANLATIMLAR) (EĞİTİM BİLİMLERİ)

 

KİŞİLİK:Bir kişiyi diğerlerinden ayıran;bireyin doğuştan getirdiği ve sonradan kazandığı özelliklerin bir bütünüdür.

Kişiliğin iki boyutu vardır:

1-Bir kişiyi diğerlerinden ayıran özellikler.

2-Yapılan davranışların devamlı olması lazımdır.

Biz bunlara bakarak bir kişinin kişiliği hakkında bilgi edinebiliriz. Kişilik gelişimi bir süreçtir. Belli bir yaştan sonra kişilik gelişmez diyemeyiz.

Duygularımız, yeteneklerimiz, güdülerimiz, huyumuz, sosyal, psikomotor ve bilişsel özelliklerimiz, karakter ve değerlerimiz, inançlarımız, tutumlarımız, görüşlerimiz kişiliğimizi oluşturur.

 

Kişilik kuramlarından, Freud’un “Psikoseksüel Gelişim” kuramı ve Erikson’un “Psiko Sosyal Gelişim” kuramları vardır.

 

FREUD’UN PSİKOSEKSÜEL GELİŞİM KURAMI

(PSİKOANALİTİK KURAM)

1-Psikanalitik Kuram: Temel Kavramlar

Freud kişilik gelişimi bakımından ilk çocukluk yıllarındaki(0-6 yaş) yaşantıların önemini vurgular. Psikolojide en etkili kavramlardan biri olan psikanalizi ortaya atmıştır. Bu kurama göre, normal gelişimin sağlanabilmesi için, gelişimin her döneminde bireyin temel ihtiyaçlarının doyurulması gerekir. Eğer temel ihtiyaçlar karşılanmazsa kişilik gelişimi engellenir.

 

Psikoanalitik (psikanaliz) kuramın 4 temel kaynağı vardır. Bunlar:

Ø  Temel Güdüler

Ø  Bilinçaltı Süreçler

Ø  Psişik Determinizm

Ø  Enerji Modeli

□Temel Güdüler:Cinsellik ve saldırganlıktır. Bunlar daha sonra libido(yaşam)[ LİBİDO=cinsel yaşamın kaynağı ve cinselliği ister, cinsel arzudurve thanatos (ölüm) olarak ifade edilmiştir.

□Psişik determinizm;Hiçbir davranışın şans eseri veya kaza ile sebepsiz olarak meydana gelmediği ilkesidir. Yaptığımız, düşündüğümüz, hissettiğimiz her şey zihnimizin ve bilinçaltı yaşantılarımızın dışa vurumudur.

□Enerji İlkesi;libodo kavramı ile ilişkilendirilebilir. Psişik mekanizmalar bir tür enerji sistemleri bütünüdür. Bu enerji dönüşür ancak asla kaybolmaz.

□Bilinçlilik;Freud’a göre insanın bilinçlik durumu üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar bilinç, bilinçaltı, bilinçdışı’dır.

Bilinç, farkında olduğumuz yaşantıların bulunduğu yerdir. Gerçeklik ilkesi bağlamında, gerçeklere uyumu önde tutan, mantıksal düşüncenin egemen olduğu zihinsel süreçlerin bulunduğu alandır.

Bilinçaltı, (bilinç öncesi), Kişinin belirli bir anda bilincinde ayırt edemediği bir çok düşünceleri ve anları vardır. Bunların bazıları bilinçli bir çaba ile bilinç düzeyine çağrılabilir. Bu çeşit düşüncelere bilinçaltı düşünceler adı verilir.

ör Bir süre önce karşılaştığımız bir olayı artık bilincimizden tümüyle silmiş gibi olabiliriz. Ancak bu olayla ilgili bir çağrışım , bir uyaran tüm olayın yeniden bilincine dönmesini sağlayabilir. Bu tür bilinçten silinmiş sanılan ve uyaranlarla bilince gelebilen anılar, duygular bilinçaltı niteliği taşırlar.

Bilinçdışı, Kişinin özel bir çabası ile bilince çağrılamayan, farkına varılamayan yaşantıların saklı olduğu ruhsal dönemdir. Bu yaşantılar ancak bazı özel yöntemlerle: hipnoz, uyutum, serbest çağrışım vb. ile bilince çıkartılabilir. Freud kişiliğin büyük bir kısmının bilinç dışında oluştuğunu belirtmiştir.

Bireyin sürekli olarak istediği, yada sıkıntı olabilecek durumların sebebini tam olarak bilemediği arzu yada sıkıntılar vardır. Bunlar bilinç dışındaki etkinliklerdir ve sürekli bireyi farkına varmadan etkilemektedir. Psikanaliz kişinin bilinç dışındaki sorunları gün ışığına çıkararak çözümlemeye çalışır.

2-Psikanalitik Kişilik Kuramı

Freud’a göre kişilik 3 kısımdan oluşur. İd, ego, süper ego.

İd(Alt benlik): İd insanın doğuştan beri sahip olduğu tüm güdülerinin toplamıdır. İd sürekli olarak isteklerine doyum sağlamak istemektedir. Kişiliğin en ilkel yönüdür. Sürekli haz aramaktadır. Her arzuyu gerçekleştirmek ister. Buradan da anlıyoruz ki ego nu mu tatmin ediyon sözü aslında id ini mi tatmin ediyon şeklinde olmalıdır(bu espri jinyanın). İd kişiliğin temel taşıdır. Doğuştan getirilir ve ruhsal enerji kaynağıdır. Aynı zamanda içgüdülerin de kaynağıdır. Yani insan da bulunan iki içgüdü(libido ve saldırganlık) id den kaynaklanır. Bu alanda ruhsal enerji, içgüdüler şeklinde ortaya çıkar ve bir an önce doyurulmak ister. Bir anlamda insanın hayvani yönü. (egoist bir  kişilik takınır birey.) )  

Gerçek dışı, karşılanması zor istek ve arzularla, bireyin içsel dürtülerinin mutlaka doyurulması gerektiği şeklinde işlevi bulunmaktadır. Diğer iki sistemin çakılması için gerekli olan gücüde sağlar. Birey toplumsal kuralları hiçe sayarak kafasına göre davranır. İd ise her şeyi ister. Bireyde bulunan iki iç güdü(libido[cinsel yaşam enerjisi] ve saldırganlık) id’den doğar. yani id hem libidoyu hem de saldırganlığı kapsar.

ör Bir çocuğun arkadaşının oyuncağını elde etmek için arkadaşıyla kavga ederek elinden alması.

Ego(Ben): İd’i denetim altında tutmaya çalışan kişilik birimidir. Ego çevresindeki nesnelerin hangileriyle ilişki kuracağını seçer ve hangi güçlerin ne biçimde doyum bulması gerektiğine karar verir. Aynı zamanda  id’in, süperegonun ve dış dünyanın karşı konulmaz istekleri arasında arabuluculuk yapar. Ego akılcı, mantıklı kişilik bölümüdür ve kişiliğin karar organıdır. İdin hangi isteklerinin karşılanacağına “ego” karar verir. İdin isteklerini süper egonun onayından geçirerek dış dünyadaki nesnelerle doyurmaya çalışır. Egonun bilinçli ve bilinçdışı olmak üzere iki yönü vardır.

“İd ile ilişkilerinde; egoyu, kızgın bir atın gücünü dizginlemeye çalışan bir süvariye benzetebiliriz. ”

ör Bir çocuğun arkadaşının oyuncağını kibarca isteyip alması.

Süperego(Benlik):Çocuğun öğrenmiş olduğu toplumsal kuralları gelenekleri, görenekleri, vicdan ve ahlak kurallarını içerir. Kişiliğin ahlaki yönüdür. Süperego ya göre her davranış mutlaka çevresel kurallara uygun olmalıdır. Her zaman toplumsal kurallar ön plandadır.

-İd kişiliğin biyolojik bölümünü, ego psikolojik, süperego toplumsal bölümlerini oluşturur.

Bir toplumun “vicdanı”, o toplumun bireylerinin süperegosunda yer alır ve süperego bireyin davranışlarını sürekli süzgeçten geçirerek bireye, ”bu yaptığın doğru, aferin!”ya da “bu yaptığın yanlış, utan kendinden!” mesajlarını verir. Ego ise hem idi memnun etmeye çalışır, hem de süperego tarafından azarlanmaktan kurtulmak ister.

 

Freud, insanı saldırgan ve cinsel dürtüleri denetim altına alması gereken olumsuz ve yıkıcı bir varlık olarak tanımlamıştır. Toplumun baskıları olmayıp da bireyler cinsel ve saldırgan enerjileri rahatça boşaltabilselerdi psikolojik sorunları olmazdı. Freud, davranışların kökeninde, toplumu ve kültürü ele almadığı için eleştirilmektedir.

3-Psikoseksüel Gelişim Dönemleri:5 dönem de incelenir.

1. Oral Dönem(0-1 yaş)

2. Anal Dönem(1-3 yaş)

3. Fallik Dönem(3-7 yaş)

4. Latans(=Gizil) Dönem (7-11 yaş)

5. Genital Dönem (11-18 yaş)

 

1. ORAL DÖNEM( 0-1 YAŞ):

- Bu dönem id’in egemenliği altındadır.

- En önemli organ ağızdır.

-Oral dönemde temel haz kaynağı emmedir. Bebek eline geçen her şeyi, dokunduğu her şeyi ağız yoluyla tanımaya çalışır.

-Bu dönem de bebeğin beslenmesi ve emzirilmesi önemlidir.

-Anne tarafından çocuğun memeden erken kesilmesi, ya da aksine çok uzun emzirilmesi, onun bu döneme bağlı olmasına neden olmaktadır. Yani emme ihtiyacı, daha sonraki yaşamında da sürmektedir.

ör İleriki yaşlarda çocuğun sinirli ve gergin olduğunda tırnak yemeleri, Freud’un oral bağımlılık olarak tanımladığı durumun bir göstergesidir.

2. ANAL DÖNEM(1-3 YAŞ):

-Bu dönem idrar ve dışkı çıkarma ile ilgilidir.

-Haz kaynağı içerde biriken dışkısını tutmak yada bırakmak.

-En önemli organ dışkılamanın olduğu organdır.

-Tuvalet kontrolü eğitimi önemlidir. Çocuğun tuvaleti ile ilgili anne-babanın, bakıcının tutumu çocuğun kişiliğini etkiler.

-Çocuk bu dönem de kendini ve çevreyi kontrol etmeyi öğrenir.

-Hoş görüsüz, katı, baskıcı yolla tuvalet eğitimi veren anne-baba yada bakıcılar, çocuğun bu döneme bağımlı olmasını sağlarlar.

-Tuvalet eğitimi iyi olanlar yaratıcı, üretken, aktif olurlar. Kötü olanlar inatçı, cimri, aşırı düzenli veya aşırı düzensiz, saldırgan olurlar.

3. FALLİK DÖNEM(3-7 YAŞ):

-Bu dönemin haz kaynağı cinsel organdır.

-Çocuk karşı cinsteki ebeveyne açık olarak daha fazla sevgi gösterir. Erkek çocuk annesine karşı cinsel bir yakınlık beslemesi, kız çocuğun da babaya karşı cinsel yakınlık istemesi normal karşılanmalıdır.

4. LATANS [GİZİL] DÖNEM (7-11 YAŞ):

-Çocuk cinsel konulardan hoşlanmaz ve kendini daha çok oyuna verir.

-Çocuklar sevgi gösterilerini ev dışında arkadaşlarına yöneltirler.

-Ergenlik fırtınası öncesindeki durgunluk dönemidir.

5. GENİTAL DÖNEM(11-18 yaş):

-Hızlı fiziksel gelişme ve buluğa erme ile cinsel dürtüler artar.

-Cinsel gelişim artar, üreme sistemi gelişir.

-Ergen ebeveynle ilişkilerini düzenlemek, çatışmalarını çözümlemek ihtiyacındadır.

-Karşı cinsle arkadaşlık kurulur.

FREUD’UN KURAMINA GÖRE BAZI BİREYSEL DURUMLAR

. Engelleme:

Organizmanın amacına ulaşmasının engellenmesi durumudur. Birey engellendiğin-

de yeni bir uyum aramaya ve amacına başka yollardan ulaşmaya çalışır. Çocuk engellen-

diğinde gösterdiği en büyük tepki saldırganlıktır. Bununla birlikte engellenme durumunda ortaya çıkan diğer tepkiler şunlardır.

-öfke ve kızgınlık                    -aşırı bağımlılık

-çevreden kaçınma                  -bencil tutum

-aşırı duyarlılık                       -kompleksler

 

İhtiyaçlar, güdüler, org. yada  çevreden gelen türlü nedenlerle bazen tatminsiz kalır ve ereğine ulaşamaz.

ör Ağır bir hasta yakınınıza yetişmek için uçakla başka şehre gitmek istiyorsunuz. Ama hava şartlarının bozulması yüzünden uçaklar hareket etmiyor;gidemiyorsunuz. Böyle bir hal öfkeye, çaresizlik duygusuna yol açar.

 

 

Bu türlü engellemelerin sınırlı bir şekli, insanı daha çok çalışıp başarı yollarını araştırmaya sevk etmesi bakımından bazen faydalı olabilir. Ama bazen de bu engellemelerin uyardığı öfke, kaygı ve aşırı gerginlik halini yenemeyen insanlarda bir takım kompleksler gelişebilir.

. Çatışma:

Güdülerin tatminsiz kalmasının bir başka nedeni de, içimizde birbirine ters düşen iki güdünün rekabetidir. Her insanda bulunan çok çeşitli güdüler arasında birbiriyle bağdaşmayanlar bireyi aynı zamanda bir birine zıt davranışlara güdeleyebilir. İnsan bunlardan hangisine karar vereceğini kestiremez ve sıkıntılı bir duruma girer.

ÇATIŞMA

 

Çatışmanın belli başlı 3 tipi vardır.

1. Yanaşma-Yanaşma:

Birey bazen kendisi için aynı derecede iki ereğin etkisinde kalabilir.                        etkisinde kalabilir.

ör Bir ayakkabıcı dükkanında çok beğendiğimiz iki ayakkabını ayakkabıdan birini seçmek zorunda  kaldığımız zaman bu

türlü bir çatışmaya girebiliriz.

 

Yanaşma-Yanaşma çatışması:

Birey birbirine zıt iki çekici

ereğe de aynı zamanda ulaşmak

isteğindedir. Birey ikiye ayrılama-

yacağından bu mümkün olamaz.

 

2. Kaçınma-Kaçınma:                 Birey iki hoş olmayan durum arasındadır. Bu durumda bu

bu durumda bireyde alanı terk etme, kaçma eğilimi görüle-

bilir.

ör Hem dişimiz ağrıyor hem de  dişçiden pek çok korkuyor-

sak, bir kaçınma-kaçınma çatışması meydana gelir.

Bir memur hiç sevmediği işinde çalışmak veya bunun sağladığı sağladığı geliri kaybetmek tehlikesi arasında bulunabilir.

 

 

3. Yanaşama-Kaçınma:

Birey aynı zamanda hem çekici hem de itici bir durum kar-

şısındadır. İnsan aynı nesneye karşı hem sevgi hem de nef-

ret duyabilir.

ör Tombul birisi, rejim yapıp zayıflamak  istiyor ama bir

yandan da pastayı çok seviyor. Böyle bir durumda pasta karşı-

sında yanaşma-kaçınma çatışmasına    düşer .

 

. Savunma Mekanizmaları:

Savunma mekanizması, farkında olmadan. bilinçsiz olarak kaygıdan kurtulma çabasına verilen isimdir. Belirli ortamlar bireyde kaygıya yol açıyorsa, bu tür ortamlarda birey bilmeden savunma mekanizmalarını kullanmaya başlar.

Savunma mekanizmalarının ortak özellikleri:

1. Savunma mekanizması kullanan birey, davranışın gerçek işlevinin farkında değildir. Sa-

vunma mekanizmalarına, bu anlamda, bilinçsiz davranışlar olarak bakılır.

2. Savunma mekanizmalarının etkisi altında, gerçeği olduğundan biraz daha farklı algılarız.

3. Savunma mekanizmaları (bilgi yelpazesi. com) kaygımızı azaltmada gerçekten etkindir ve yaşamımızda ortaya çıkan zor durumları kendimizi yıpratmadan atlatmamıza yardımcı olur.

4. Savunma mekanizmaları herkes tarafından kullanılır ve normal bir davranış biçimi olarak kabul edilir.

5. Savunma mekanizmaları egoyu korurlar, bu nedenle ego savunma mekanizmaları olarak da adlandırılabilir.

 

Temel Savunma Mekanizmaları:

Mantığa Bürünme(Bahane Bulma):Mekanizması yapmış olduğu belirli bir davranışı hafifletici mazeretler bulma biçiminde kendisini gösterir. Birey mazeretler bularak, kendi davranışlarını olduğundan daha az yanlış ya da tuhaf gösterme eğilimindedir.

ör Akşam misafir geldi çalışamadım öğretmenim.

ör Sınavda kopya çekerken yakalanan öğrenci, bu yüz kızartıcı davranışı örtbas etmek için,

“Herkes öğrenciyken kopya çeker. ” gibi bir genelleme yaparak, kendi davranışını makul gös-

termeye çalışır.

ör Çok para harcayarak büyük borçlar altına giren kişi, “Borç yiğidin kamçısıdır. ”gibi bir söyleyişin arkasına sığınarak borçlanma davranışını olumlu bir atılım gösterme çabasındadır.

Bu tür mantığa bürünme ve makul gösterme çabaları, bireyin kaygısını geçici olarak azaltarak, zor ve utanç verici bir durumu bireyin kolaylıkla atlatılmasına yol açar.

 

Pollyanna Davranışı:Hayal kırıklığı yaratan her durumda iyi bir taraf görme şeklindeki uyum mekanizmasıdır.

ör “İşten çıkarıldım. Zaten iyi bir tatile ihtiyacım da vardı. ”demesi

Karşıt Tepki Geliştirme:Gerçek duygularımızı göstermek, içinde bulunduğumuz durum içinde uygun kaçmayacağından, gerçek duygularımızı zıt fakat o durum içinde kabul edilebilen duyguları göstermeye başlarsınız. Buna karşıt tepki geliştirme adı verilir.

 

ör Sevdiğiniz bir ablanız, kocası kazada ölünce, iki çocuğunu alarak sizinle oturmak üzere yanınıza geldi. Zamanla ablanız sizin yaşamınıza karışmaya başladığını ve çocukların sürekli gürültü yaparak  sizin çalışmanızı olumsuz yönde etkilediğini görüyorsunuz. İçinizde ablanıza ve çocuklarına karşı bir kızgınlık belirmeye başlıyor, ne var ki içinizdeki öfkenin farkına varınca, suçluluk hissediyorsunuz. Çünkü, kocasının ölümünden sonra ablanıza ve çocuklarına yardımcı olacak tek kişi sizsiniz. Gerçekte hissettiğiniz kızgınlığı göstermek uygun olmadığı  için, kızgınlık duygusunun yerine onlara şefkat ve sevgi duygusu göstermeye çalışıyorsunuz. Bu davranışınız, karşıt tepki geliştirmeye bir örnektir;şefkat gösterisi yaparak, kızgınlık duygusunun ortaya çıkaracağı kaygıdan kurtulmuş oluyorsunuz.

Bastırma:Engelleme ya da çatışma nedeniyle doyumsuz kalan bir güdünün yada ihtiyacın meydana getirdiği sıkıntılı durumdan kurtulabilmek için bireyin  bu ihtiyacını görmezlikten gelmesi, düşünmemeye ve inkar etmeye çalışarak bunu bilinç dışına itmeye çalışmasına Bastırma denir.

ör Trafik kazasında çocuğunu kaybeden bir annenin çocuğu hiç ölmemiş gibi davranması.

ör Mesala sürekli depremlerin olduğu bir bölge var. Bu bölgede her 30 yılda bir son derece şiddetli depremler olduğu saptanmıştır. Böyle bir depremde binlerce kişi hayatını kaybeder. Büyük bir kitle, sanki böyle bir olasılık yokmuş gibi hareket eder.

Yansıtma(Başkalarına suçu atma):Bireyin kendisinde bulunan kusurları başkalarında görme davranışına yansıtma adı verilir. Birey, yansıtma yoluyla  kendisinde bulunan olumsuz yönleri ”zorunlu ve gerekli” imiş gibi gösterir.

ör Başkalarına hiç yardım etmeyen ve sürekli kendi çıkarını gözleyen bencil biri, “Herkes kendi başının çaresine bakıyor, kimse bir diğerine yardım eli uzatmıyor, ”diyerek, etrafındaki kimseleri suçlar.

Kendisinde bulunan kötü özellikleri başkalarında görerek birey kendini, olumsuz özellikler açısından başkalarından farklı görmez. Birey yansıtma davranışında bulunarak, ”Ne yapayım, herkes böyle, bende böyle olmak zorundayım;böyle davranmam yaşamın zorunlu bir sonucu, benim elimde olan bir şey yok. ”mesajını verir.

ör Sınavda düşük not alan öğrencinin öğretmeni suçlaması.

ör Yeterli olmayan bir öğretmenin öğrencilerin ilgisizliğini neden olarak ileri sürmesi.

Özdeşleşme:Birey kendinde bulunan özellikleri özenilir bulmadığı zaman, kendisi olmaktan çıkıp, istediği özelliklere sahip başka biriymiş gibi kendini algılamaya ve davranmaya başlar. Kendisini bir başkasının yerine koyma ve davranma eğilimine, özdeşleşme  adı verilir.

ör Çirkin bir genç kız, kendini beğendiği bir film artistiyle özdeşleştirerek, o artist gibi giyinip, süslenerek çirkinliğini unutur.

ör Genç bir erkek, mahallenin kabadayısıyla kendini özdeşleştirerek bedeninin zayıflığının doğurduğu kaygının üstüne çıkar.

Yer Değiştirme:Bizde kaygı uyandıran sorun, gücümüzün yetmediği bir kimse, yada denetimimiz altında olmayan bir olaysa, kaygımızı veya kızgınlığımızı gücümüzün yettiği bir kimseye yöneltiriz.

ör İş yerindeki müdüre kızan memur, öfkesini evdeki karısına boşaltır. Memurun karısı, kocasına ifade edemediği kızgınlığı denetimi altında olan, gücünün yettiği çocuklarını azarlayarak ifade eder;çocukta evdeki kediyi yada köpeği tekmeler.

Yüceltme:Bireyin  taşıdığı olumsuz dürtüleri, duyguları toplumun kabul edemeyeceği yasak vb. bir davranışı toplumun olumlu bulduğu bir davranış, eylem biçimine çevirerek olumlu şeyler yapmasıdır.

ör Saldırganlık dürtüsü yoğun olan bir çocuğun boksa eğilim duyarak herkesin olumladığı, alkışladığı büyük bir boksör olması gibi.

Yüceleştirmeyi diğer savunma mekanizmalarından ayıran en temel fark her hangi bir sıkıntıya karşı ortaya konmamasıdır. Diğer tüm savunmaların aşırı olusu hastalık olurken bunda böyle bir şey söz konusu değildir.

Hayal dünyasına kaçma(Avunma):İçinde bulunulan durum kaygı uyandıran bir durumsa, hayal dünyasına kaçıp orada daha hoş bir durum içinde kendimizi düşünerek, içinde bulunduğumuz durumun ortaya çıkardığı kaygıdan kurtulmuş oluruz.

ör Çok borcu olan birinin piyangodan para kazandığını hayal etmesi.

ör Tembel bir öğrencinin kendini sınıfın en çalışkanı olarak düşünmesi.

Telafi:Bireylerin kendisini zayıf gördüğü bir alandaki eksikliğini başka bir alandaki başarısıyla telafi etmeye çalışmasıdır.

ör İşinde başarısız olan bir iş adamının başkanı olduğu derneği çok iyi yönetmesi.

ör Erkeklerin dikkatini çekmeyen çirkin bir kız, çalışıp başarılı bir biçimde doktorasını yapar ve bilim alanında başarılı bir kimse olarak herkesin dikkat ve taktirini çeker.

İnkâr:Birey önce yapmış olduğu bir davranışı kabul etmeyip, inkâr ederek de bir savunma mekanizması gösterebilir.

ör Çirkin bir davranışta bulunan kimse, “Hayır ben hiçbir zaman o kişiye kaba davranmadım, sürekli saygılı davrandım. ”diyerek daha önceki davranışını inkâr eder.

Savunma Mekanizmalarının Faydaları:

-Engellemelerin ve çatışmaların meydana getirdiği gerginlikleri geçici de olsa azaltır.

-Engelleme durumlarında daha gerçekçi ve etkili çözümler üretebilmek için bireye zaman kazandırır.

-Bireyin çatışmalara ve engellemelere karşı direncini artırır.

-Bazı savunma mekanizmaları ( yüceltme gibi ) sosyal olarak değerli sonuçlar (sanat eserleri gibi) doğurur.

-Bazı savunma mek. (ödüllenme gibi) olağanüstü başarılarda aracılık yapar.

Savunma Mekanizmalarının Yetersizlikleri:

-Bireye zaman kazandırır ama sorunu tam olarak çözmez. (Belirtileri yok eden ama tedavi etmeyen ilaçlar gibi)

-Sosyal anlamda olumlu sonuçlar doğursa da kişiyi asla tam doyuma ulaştırmaz.

-Bazı durumlarda, bazı kimselerde mekanizmalar, bireyin gerçek durumu fark etmelerini engeller.

-Aşırı durumlarda ciddi uyumsuzluk ve ruh hastalıkları meydana gelebilir.

 

 

BAZI DAVRANIŞ TARZLARI

Duyarlılık Kazanma:Bir alana ya da nesneye olan ilgililiğin ve verimliliğin artmasıdır.

ör “Ben doğaya duyarlıyım. ” diyen birisi diğer insanlara göre doğaya karşı daha hassasım anlamını vermektedir. Öğretmenlik mesleğine duyarlığı olan bir öğretmen kendisini geliştirerek verimliliğini artırmaya yönelir.

Duyarsızlaştırma:Duyarsızlaştırma, organizmanın belli bir uyaranla sürekli karşılaşması sonucunda, giderek o uyarana tepkide bulunmamasıdır. Birey bazı uyarıcıların ortaya çıkardığı olumsuz durumlara karşı tepki ya da savunma gücünü geliştirir.

ör Hastanede göreve başladığında  ilk olarak acil serviste çalışan bir hemşire, ilk günlerde gelen ağır hastalar ve ölümle sonuçlanan olaylardan olumsuz etkilenmiş, bir süre sonra ise bu duruma karşı olumsuz etkilenme tepkisini bırakmıştır.

Alışkanlık Kazanma:Piaget’e göre bir bebek, bir uyarana ya da nesneye verdiği tepkiyi bir süre sonra alıştığı için vermez.

ör Babasının aldığı oyuncak bir bebeğe her gördüğünde sevinç çığlıkları atan ve sevinen çocuk, bir süre sonra alıştığı için bu tepkileri vermez.

 

ERİKSON’UN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM KURAMI

-Kişiliğin oluşumunda, biyolojik etkenler ile birlikte sosyal çevre de(toplumsal etmenler)

önemlidir.

-Erikson da Freud gibi gelişimde kritik dönemler olduğuna inanmaktadır.

-Her dönem de atlatılması gereken bir kriz, bir çatışma bulunmaktadır. İnsanların sağlıklı bir kişilik kazanmalarında bu krizlerin ya da çatışmaların başarılı olarak atlatılması önem taşımaktadır.

-Kriz tam olarak çözümlenemezse, yaşamın daha sonraki dönemlerinde bu kriz devam eder ve çözümleninceye kadar devam eder.

-Erikson, Freud’dan farklı olarak, kişilik gelişiminde sadece 0-6 yaş döneminin önemli olduğu değil, kişilik gelişiminin yaşam boyu devam ettiğini ileri sürmüştür.

Sağlıklı kişilik gelişimi için olumlu olarak çözümlenmesi gereken krizler ve bunların yer aldığı dönemlerin özellikleri aşağıda sırasıyla verilmiştir.

1. Evre:Güvene Karşı Güvensizlik(0-1):

-Bebekler çevredeki dünyaya güvenebilecekleri ya da güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler.

-Çocuğu dünyasında, anne ya da bakıcısı birinci derecede önemlidir.

-İhtiyaçlarını giderirken annenin çocuğu sevmesi, okşaması, sıcaklığını hissettirmesi, ilgi-

lenmesi, çocuğun gerek kendisine, gerekse çevresine güven duygusunun temellerini atmaktadır.

ör Annesinin kendini sevdiğinden, bırakmayacağından emin olan çocuk, annesine, çevresin-

deki dünyaya güvenir.

-Çocukta, iyimserlik ve mutlu olmanın temelleri atılır. Sonuç olarak çocuk, kendini sevilmeye değer bulur. Verileni alırken bir yandan da verebilmek için gerekli benlik temelini oluşturur.

-Aksi durumda ise, annenin yada yerine geçen yetişkin tarafından reddedilen, soğuk davranılan, ihtiyaçları yerinde ve zamanında sevgiyle karşılanmayan çocukta kendisine ve çevresindeki dünyaya karşı güvensizlik meydana gelir. Sosyal ilişkilerden kaçınır.

2. Evre:Bağımsızlığa Karşı Utanma ve Şüphecilik(1-3):

-Bu dönem de çocukların çoğu yürümekte, başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşmaktadırlar.

-Çocuklar artık bağımsız eylemlerden zevk almaya başlarlar. Kendi çevrelerini kontrol etmek, güçlerini göstermek isterler.

-Çocuğun kendini özgür hissetmesi gerekir. Kendi kendine yemek yeme, eşyalarını toplama, giyinme ve soyunma vb. Bunları yaparken döker, kırar, kirletebilir. Çocuk azarlanmamalı, kızmamalı, çabaları desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.

-Aşırı koruyucu, kısıtlayıcı ailelerin tutumu çocuğun  özerkliğini engeller. Bu nedenle anne babaların tehlikelerin olmadığı ortamlarda çocukların serbest bırakmaları ve onlara bir şeyleri başarabilme fırsatını vermeleri gerekir.

-Kendisine fırsat verilmeyen bir işi başarmanın heyecanını yaşayamayan çocuklar, ileriki yaşlarda, çekingen, kendi başına karar veremeyen özellikler görülür.

3. Evre:Girişkenliğe Karşı Suçluluk Duyma(3-7):

-Bu dönem de çocuk hareketli, meraklı ve öğrenmeye isteklidir. Çevresindeki olayları anlayabilmek için sürekli sorular sorar, girişimlerde bulunur.

-Eğer çocuk sorduğu sorular yüzünden azarlanır, davranışları eleştirilirse girişkenliği engellenmiş ve suçluluk duyguları geliştirilmiş olur. Suçlanan çocuk, araştırmadan vazgeçerek kendi kabuğuna çekilir.

-Çocuğun araştırma girişimlerini destekleyerek, sorduğu sorulara anlayabileceği biçimde uygun cevaplar veren, sevecen ve ilgili yetişkin ebeveynler çocuğun bu dönemi başarıyla atlatmasına yardımcı olur.

 

4. Evre:Başarıya[Çalışkanlığa] Karşı Aşağılık Duygusu(7-11):

-Bu dönemde çocuğun ilkokula gitmesiyle arkadaşlar ve öğretmenin çocuk üstündeki etkisi artarken anne-babanın etkisi giderek azalmıştır.

-Çocuk bir şeyler üretmek , yaptığı işlerde başarılı olmak isteyecektir.

-Bu dönem çalışkanlık duygusunun edinildiği dönemdir. Çocuk okuma, yazma, hesap gibi bilgileri edinirken, kendisi ile aynı yaşlarda olan diğer çocuklarla kendini karşılaştırır ve

kendisinin çalışkan olup olmadığına karar verir. Çocuk kendini başkaları ile karşılaştırdığında eğer çalışkan olduğu izlenimi edinemezse aşağılık duygusuna kapılır.

-Bunu ortadan kaldırmak için öğretmen her çocuğun kendi gücü ölçüsünde sorumluluklar verilerek başarılı olmasını, başarıyı tatmalarını sağlamalıdır.

-Yaptığı işte başarılı oldukça kendisine güven duyacak, böylece çalışma ve başarılı olma güdüleri artacaktır.

-Kendisinin yeterince başarılı olmadığı inancına giren, engellemelerle karşılaşan kişi aşağılık duygusuna kapılır.

-Bu dönem de çocuğu başkalarıyla kıyaslamamalıyız.

ör Bugün inşaat yüksek mühendisi olan Ahmet Bey’in bir anısı

İlkokulu bitirmek üzeredir. Öğretmenleri çocuklara hangi alanlara yönelecekleri konusunda önerilerde bulunmaktadır. Sıra Ahmet’e geldiğinde öğretmen;“Sen sakın matematikle ilgili bir alan seçme, başarılı olamazsın” der. İlkokul döneminde çocuk olan Ahmet’e bu sözler öylesine yerleşir ki ortaokula gittiğinde bütün derslerden başarılı olmasına rağmen matematiği bir türlü başaramamaktadır. Ahmet, matematik dersine çalışmaya başladığında ilkokul öğretmeninin sözleri kulağında çınlamakta ve bu onu engellemektedir. Ahmet, zorla matematikten geçer ve  ortaokulu tamamlar. Lisedeki matematik dersinin öğretmeni, öğrencileri yüreklendirir ve herkesin  matematiği öğrenebileceğini, başarılı olacağını söyler. Bu sözler Ahmet’e de cesaret verir. Ahmet o yıl  matematiği başarabildiğini görünce daha çok çalışarak matematikte çok başarılı olur. Bugün Ahmet, ODTܒden mezun bir inşaat mühendisidir.

5. Evre:Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası(11-17):

-Ergenlik döneminde birey kendine “Ben kimim?” sorusunu sorar ve cevap aramaya başlar. Bu soruyu cevaplarken, ana-babasından çok, akran gruplarından etkilenir.

-Genç bir kimlik aramaya başlar. Sonuçta çocuk ergenlik döneminden ya “kimliğini kazanmış” olarak, ya da “kimlik karmaşası” ile çıkar. Başarılı bir şekilde kimlik sorununu çözerse, kendine güvenen, kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdürebilir ve başarılı olur. Ne yapmak istediğine karar veremeyen, bir işten öbürüne atlayıp bocalayan, çocuk gibi davranan yetişkinler, henüz kimlik sorununu halledememişlerdir.

-Kimlik bocalamasına yol açan etkenler üç grupta toplanır.

1. Düşünce sistemindeki değişiklikler.

2. Cinsel rollerdeki değişmeler.

3. Meslek seçimine yönelme.

6. Evre:Dostluk Kazanmaya Karşı Yalnız Kalma:

-Genç yetişkinlik dönemidir.

-Ergenlik döneminde kimliğini bulan kişi, artık kimliğini kaybetme korkusuna kapılmaksızın başkalarıyla yakınlıklar, dostluklar kurabilir.

-Karşı cinsle ilişkilerde arkadaşlık, sevgi ağırlık taşır.

-Dostluklar sağlam temeller üzerine oturtulur. Kurulan ilişkilerde karşılıklı alışverişin ötesinde bir duygu yatar. Birey çevresindeki kişilere karşılık beklemeden verebilir.

-Gencin yaşamında evlilik konuları ve evlenme önemli bir yer tutar.

-Bu dönemdeki krizi sağlıklı olarak atlatan kişi güvenli bir şekilde sevgiyi verme ve alma gücüne sahip olur.

-Bu dönemi başarıyla atlatamayan birey dostluk ilişkisi kurmada güçlük çeker, birey için istenmeyen ve sağlıksız olan psikolojik yalnızlığa itilebilir.

7. Evre:Üretkenliğe Karşı Duraklama:

-Orta yetişkinlik dönemidir.

-Üreticilik kavramı;topluma yararlı işler gerçekleştirmek, sonraki kuşaklara rehberlik yapılmasıdır.

-Kişi evinde çocuk yetiştirerek, işinde atılımlar yaparak topluma yararlı olmaya çalışır.

-Üretken olamayan bireyler bir işe yaramama duygusuna kapılabilirler ve durgunluk dönemine girerler. Sahte, köksüz ilişkiler kurar.

8. Evre:Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk:

-İleri yetişkinlik dönemidir.

-Birey önceki 7 evrenin birikimi sonucu benliğini tam olarak bulmuş, güvenli, mutlu, sevi-len ve sayılan kimsedir. Ya da umutsuzluklar içinde, uyumsuz, hırçın bir insan görünümündedir.

-Kimliğine uygun düşen rolü bulabilen kişi, bütünlük duygusuna sahiptir. İstediği biçimde yaşayarak yaşlandığına inanır ve (bilgi yelpazesi. com) kendisiyle övünür. Kendisini üstünlük ve sınırlılıklarıyla kabul eder.

-Kimliğini bulamamış, üretken olamamış kişi, yaşlılığında da huzurlu olamaz ve yaşamını boşa geçirdiğine inanır. Bunun yanında ölüm korkusu ve umutsuzluk duyguları gelişir.

Erikson’un Dört Kimlik Statüsü

Başarılı Kimlik Statüsü:Bireyler herhangi bir kararsızlık durumunda(bunalım durumunda)etkin karar alarak tercih yaparlar. Verdikleri kararın doğru olduğunu kabul etmektedirler ve karalarından memnundurlar. Diğer insanların kendisini kabul ettiğine inanır.

Erken (ipotekli) Bağlanmış Kimlik Statüsü:

-Kimlikle ilgili tüm kararlar anne-baba yada otorite olarak kabul edilen diğer kişiler tarafından alınmıştır. Ergenler kendileri ile ilgili kimliği diğer insanların vermeleri kabul etmiştir.

-Birey benlik arayışına hiç girmez. Anne-babanın yada diğer yetişkinlerin kendisi için belirlediği kimliğe girer.

Moratoryum kimlik statüsü:

-Kimlik bunalımı yaşayan ve çözüm yolu bulamayan bireylerin durumudur. Karasız ve boş vermiş kişiliğe ve böyle gelmiş, böyle gider anlayışına sahiptirler.

-Ergenlik döneminde görülen vurdumduymazlık ve amaçsızlık, morotaryumun başlıca belirtisidir.

-Yaşamları boyunca hiçbir kişi veya düşünceye bağlanmazlar. Kim oldukları ve ne yapmak istedikleri, nelere önem verdikleri belirsiz ve karışıktır.

-Dengesiz aile ilişkilerin yaşandığı ortamlarda daha çok ortaya çıkar.

Kasırgalı(dağınık) kimlik statüsü:

-Bunalımın yaşanmadığı, bağlanmanın da olmadığı durumdur.

-Bir kimliğe bağlanmaktan tamamen kaçınırlar.

-Durumdan memnun değillerdir, kendileri için benimseyeceği yeni bir kimlik geliştirmekten kaçınırlar.

-En az etkileşim ve yönlendirme.

-Ergenlerin kendileriyle en ilgili olduklari statüdür.

 

  







“GELİŞİM VE ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ DERSİ İLE İLGİLİ KONU ANLATIMLAR "
SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN
>>>TIKLAYIN<<<

“GELİŞİM VE ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ DERSİ İLE İLGİLİ TEST SORULARI "
SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN
>>>TIKLAYIN<<<

“EĞİTİM BİLİMLERİ DERSİ İLE İLGİLİ KONU ANLATIMLAR "
SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN
>>>TIKLAYIN<<<

“KONU ANLATIMLI DERSLER " SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN
>>>TIKLAYIN<<<

"
EĞİTİM ÖĞRETİM İLE İLGİLİ BELGELER
” SAYFASINI GÖRMEK İSTERSENİZ
>>>TIKLAYIN<<<

Yorumlar

....

9. **Yorum**
->Yorumu: şahane bir site burayı sevdimm 
->Yazan: Buse. Er 

8. **Yorum**
->Yorumu: SIZIN SAYENIZDE YÜKSEK BIR NOT ALDIM SIZE TESSEKÜR EDIYORUM...
->Yazan: sıla

7. **Yorum**
->Yorumu: valla bu site çok süper .Bu siteyi kuran herkimse Allah razi olsun tüm ödevlerimi bu siteden yapiyorum.saolun mugladan sevgiler...:).
->Yazan: kara48500..

6. **Yorum**
->Yorumu: çok güzel bir site. kurucularına çok teşekkür ederim başarılarınızın devamını dilerim.
->Yazan: Tuncay.

5. **Yorum**
->Yorumu: ilk defa böyle bi site buldum gerçekten çok beğendim yapanların eline sağlık. 
->Yazan: efe .

4. **Yorum**
->Yorumu: ya valla çok güzel bisi yapmışınız. Çok yararlı şeyler bunlar çok sagolun 
->Yazan: rabia..

3. **Yorum**
->Yorumu: Çok ii bilgiler var teşekkür ederim. Çok süper... Ya bu siteyi kurandan Allah razı olsun ..... süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr. Çok iyiydi. isime yaradı. Her kimse bu sayfayı kurduğu için teşekkür ederim 
->Yazan: pınar..

2. **Yorum**
->Yorumu: çok güzel site canım ben hep her konuda bu siteyi kullanıyorum özellikle kullanıcı olmak zorunlu değil ve indirmek gerekmiyor
->Yazan: ESRA..

1. **Yorum**
->Yorumu: Burada muhteşem bilgiler var hepsi birbirinden güzel size de tavsiyeederim. 
->Yazan: Hasan Öğüt.

>Yazan: ...
>Yorum:
.... .

>>>YORUM YAZ<<<

Adınız:
Yorumunuz:


Yorumunuzda Silmek istediğiniz kelime veya cümle varsa kelimeyi fare ile seçin
ve
delete tuşuna basın...

 


 E Mail
(Zorunlu Değil):